Köpek mafyası
HABERİ yazan Mehmet Erdur, derginin yayın koordinatörü Suat Demirci ve Sokak Hayvanlarını Yaşatma Derneği Genel Başkanı Süsen Erkuş, 'hayvanları koruma' adı altında yaşananları tartıştı.
Sahipsiz köpekler yemek mi oluyor denek mi?
Türkiye Polis Dergisi, Nisan sayısında 'İtler ürüyor, hayvanseverler yürüyor' başlıklı bir haber yayınladı. Hayvansever derneklerini açıkça şirretlikle suçlayan haberde, köpeklerin Uzakdoğu'ya yemek yapılmak üzere satılması önerisinden tutun da, acısız yöntemlerle itlafına kadar çeşitli öneriler var. Haberi yazanı, yayınlayanı ve hayvanseverlerin duayeni sayılan Süsen Erkuş'u biraraya getirdik. 'Köpeklere it denir mi?' tartışmasından çok daha önemli iddialar ortaya döküldü.
Sokak hayvanlarıyla yıllardır belediyeler ve hayvansever dernekleri mücadele ediyor. Barınak uygulaması da bu ikilinin çalışması sonucu ortaya çıktı. Barınak koşullarının hayvan sağlığı için uygun olmadığı zaman zaman söylense de bundan daha akılcı bir çözüm henüz önerilmedi. Derginin muhabiri Mehmet Erdur haberinde, köpeklerin Uzakdoğu'ya yemek olması için satılması ve acısız itlaf yöntemlerini överken köpeklere it dediği için eleştirildi. Erdur aslında ne demek istedi? Sokak köpeklerimiz, sahiplendirme adı altında kayak eldiveni ve denek mi oluyor? Kısırlaştırılıp sokağa mı salınsınlar, barınakta mı tutulsunlar? Türkiye Polis Dergisi Genel Koordinatörü Suat Demirci ve haberi yazan Mehmet Erdur ile Doğa ve Sokak Hayvanlarını Yaşatma Derneği DOSHAYAD'ın Genel Başkanı Süsen Erkuş'u buluşturup konuyu analiz ettik.
- Haberi yaparken amacınız neydi?
Suat Demirci: Haberde tamamen sözde hayvan hakları derneklerine bir eleştiri var. İşini iyi yapanları ayrı tutuyoruz. Bu haberin bizce önemli olan bir yurtdışı ayağı var. 1993'ten beri hayvanlar yurtdışına çıkarılıyor. 96'dan bu yana da bu hız kazandı. Buraya sözde hayvan hakları misyoneri diye gelen Yahudi asıllı bir İngiliz vatandaşı ve Almanya'da yaşayan bir Türk'ün de aralarında olduğu bir grup, Beykoz Barınağı başta olmak üzere hayvanları 250-300 Euro karşılığı alıp yurtdışına götürüyor. Almanya'ya götürdükleri bu hayvanlara sözde aileler buluyorlar ama böyle bir şey yok. Bunlar Uzakdoğu mutfaklarına götürülüp yemek oluyor.
ELDİVEN YAPIYORLAR
- Bunlar ciddi iddialar, belge var mı?
Mehmet Erdur: Haberi yaparken Beykoz Belediyesi'nin işlettiği barınağa gittim. Barınak sorumlusu, DOHAYKO İstanbul'dan Berrin Olcay'la konuştum. O sırada kırmızı bir minibüsle, Zafer Eskikurt'la, Marcus Rossbach isimli bir Alman geldi. Kendileriyle konuştum. Onlara göre, 'Vahşi Türkler burada köpeklere inanılmaz bir katliam uyguluyor. Hayvanları acilen bu katliamdan kurtarmaları gerekiyor.' Bu konuşmanın ses bantları da var. Diyorlar ki: 'Bu minibüsle yılda üç dört tur yapıyoruz. Her gelişimizde 10 kadar köpek götürüyoruz. Götürdüğümüz köpekleri bazı kuruluşlara teslim ediyoruz. O kuruluşlar da bu köpekleri sahiplendiriyor.' 'Para kazanıyor musunuz' diye sordum, köpek başına 300 Euro aldıklarını söylediler. Anlaşılacağı üzere köpekleri götürüyor ve karşılığında para kazanıyorlar. Berrin Olcay da yılda 400 civarında hayvanı sahiplendirdiklerini söyledi.
- Barınak sorumluları para alıyor mu?
M.E.: Bunu bilmiyorum ama birer hayvan misyoneri gibi davranan insanların bir rant elde ettiğini görüyoruz. Bu tek örnek değil. Bu işin ilk kurucusu Robert Smith denen bir İngiliz. Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği adı altında dernek kurmuş. Buraya da gittim. Smith yurtdışında ve organizasyonu oradan yürütüyor. Dernekte Christina Eren'le görüştüm. Onun da bir minibüsü var. Hayvanları yakalama ve kumanda etme konusunda uzman. O da şunu anlattı: 'Biz üç-dört koldan yola çıkıyor, hayvanları toplayıp dönüşte Romanya'da buluşuyoruz. Robert büyük bir kamyonla geliyor. Köpekleri ona devrediyoruz. Bu hayvanları o sahiplendiriyor.' İnternet sitelerine bakın pek çok dernek bu hayvanları sözde sahiplendiriyor.
'İT' AŞAĞILAMA DEĞİL
- Sözde diyorsunuz, bir kanıt var mı?
M.E.: Bu hayvanlar denek olarak kullanılıyor, hediyelik eşya oluyor. En iyi kayak botu ve eldiveni köpek derisinden yapılıyormuş, romatizma için de kedi postu kullanılıyormuş. Böyle bir sektör var dünyada. Siz bunu biliyorsanız, Türkiye'den de 96'dan bu yana tahmini 40-50 bin sokak köpeğinin götürüldüğünü bilirseniz, sahiplendirildiklerini mi, başlarına başka bir şey mi geldiğini sorgularsınız.
- Beykoz Barınağı'nda sahiplendirilen köpeklere ilişkin bir takip sistemi yok mu ya da köpeklerin yeni aileleriyle çekilmiş resimleri yok muydu?
M.E.: Sahiplendirme yapan derneklerin çoğu bu hayvanların kartoteksleri olduğunu söylüyor. Ama ne Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği, ne Beykoz Barınağı'ndan Berrin Olcay, ne de diğerleri ısrarla sormama rağmen bu arşivlerini göstermedi. Ortada bir arşiv filan yok. Bu hayvanların peşine düşüp, kanıtlama şansımız yok ama net olan şu: Bu hayvanlar yurtdışına gönderiliyor, gönderenler de belli.
S.D.: Türkiye'den götürülen hayvanların çoğunun sağlıkları bozuk. Aşıları yapılmamış, uyuz olmuş, hastalık saçıyor. Böyle bir hayvanı Almanya'da bir aile alıp ne yapsın?
- Derginizdeki haberde en çok it kelimesi yüzünden eleştiriliyorsunuz. Ayrıca yemek yapılmak üzere yurtdışına satılmasının akıllıca olduğunu yazmışsınız...
S.D.: Sözde dernekler, it diyerek köpekleri aşağıladığımızı düşünüyor. Dergimizi bu yapılanları desteklemekle itham ediyorlar ama Türkiye Polis Dergisi ne belediyelerin hayvanları itlaf etmesini ne de yurtdışına satalım önerisini destekliyor. Oradaki söz öneriyi yapan mühendisten alıntıdır.
- İt Türkçe'de bir aşağılama kelimesi değil mi?
Süsen Erkuş: Aslan gibi, koç gibi deyince seviniyorsanız da it deyince neden kızıyorsunuz? Bu insanların aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor. İt Anadolu terimidir. Köylü it diye sever çomarını. Önemli olan bakış açınız. Böyle kelimelere takılıp gündemi saptırma çabanız olmamalı.
- O önerinin üzerine, 'son derece akılcı' diyerek fikir beyan etmişsiniz, bu öneri akılcı olabilir mi?
S.E.: Kesinlikle akılcı olamaz. Haberi yazan arkadaşın mantıklı bir açıklaması vardır umarım. Samsunlu arkadaşın da rahatsız olduğunu düşünüyorum. Bence tedaviye ve tecrit edilmeye ihtiyacı var.
M.E.: Tabii ki akılcı değil. Haberin özü, Türkiye'de sahiplendirme adı altında yurtdışına satılan hayvanlar. Bu hayvanlar Uzakdoğu'ya mutfak malzemesi oluyor. İlaç endüstrisinde denek olarak kullanılıyor. Haberde Türkiye'deki hayvanseverlerin genel bir görünüşü de var. Belediyelere göre itlaf akılcı. Bazılarına göre Uzakdoğu'ya satılması akılcı. Bir başkasına göre de bir başka şey. Bir bütün olarak habere bakılsın, ironi görülecektir.
- Baktım ama sözleriniz çok net...
M.E.: Bir kısım hayvansever İstanbul'un sokak hayvanları problemini çözmeye çalışırken aslında çözmemeye çalışıyor. Önemli olan, bu haberden sonra yürütülen kampanya. Hayvanları sahiplendirme adı altında yurtdışına köpek satılışını gölgelemeye çalışıyorlar. Olayın özü bu.
- Kısırlaştırmanın da çözüm olmadığını, her aileye bakması için bir köpek verilemeyeceği için de acısız itlafın tek çözüm olduğunu yazmışsınız. Bu da mı ironi?
M.E.: Kısırlaştırmaya karşı olmak mümkün değil ama bu maliyetli bir iş. Bir kaos var. Biz bu kaosu anlatmaya kalktığımız zaman, yazının içinden bir paragrafı aldığınızda böyle görünebilir.
S.E.: Kısırlaştırma maliyeti öldürme maliyetinden daha ucuz. İstiklal Caddesi için Çin'den gelen granitler beğenilmedi; yenileri döşendi. Bu toplum sağlığı konusu, buna neden para bulunamıyor?
YİNE KAÇIRIYORLAR
- Neden bu kadar çok dernek var?
S.E.: Türkiye genelinde 300'ün üstünde, İstanbul'da ise 70-75 tane var. Gündemde olan birkaç tanesidir, onların da parasal gücü vardır. Hayvanları yurtdışına çıkarma ciddi bir rant sağlıyor. 7 Nisan 2002'de havaalanında 35 hayvan yakalattık. Burada bugüne kadar gelmiş geçmiş yöneticiler, özellikle genel müdürlük ve müsteşarlık kademesindeki arkadaşlardan cevap vermelerini istiyorum. Uluslararası yasa diyor ki: Yurtdışına gidecek hayvanın menşei şahadetnamesi olması şarttır. En fazla üç hayvan çıkarabilirsiniz. Sadece yavrulu anneler yavrularıyla beraber tek hayvan olarak sayılır. Onun dışındaki toplu çıkarılmalar özel izne tabiidir. Bu özel izni de geçmişte Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı veriyordu şimdi Çevre Bakanlığı veriyor. Havaalanında bir kerede 35 hayvanın çıkarıldığına şahit olduk. Havaalanında bize saldıranlar da gümrükçülerdi. Bu olayın ardından havaalanı denetime alındı, kara ve deniz yoluna yüklendiler.
'Aksini belgelesinler özür dileyeyim'
- Bir çatı altında toplanamaz mı dernekler?
Süsen Erkuş: Bir havuz oluşturulsun. Çevre vakfı fonundan ve diğer birtakım vakıf ve derneklerin katkılarıyla Türkiye'de bir kampanya başlatalım. Barınakların şartlarını değiştirelim, rehabiliteyi hızlandıralım. Eminim iki senede bu sorun çözülür.
Suat Demirci: Bazı sözde dernekleri yıllardır takip ediyorum. Bunlar sadece dünyada korunacak tek hayvan köpekmiş gibi davranıyorlar ve sadece köpeklere sahip çıkıyorlar. Kediler, atlar, iş hayvanları nedense umursanmıyor.
Süsen Erkuş: Yurtdışında Türkiye'den hayvan sahiplendirme kampanyaları yapılırken milletimiz de aşağılanıyor. 93'ten beri 50 binden fazla köpek götürdüler. Bunlar öldü mü, yaşıyor mu, hangi şartlarda yaşıyor? Bunu belgeleyin, ülkenin önünde özür dileyeceğim. İt kelimesini bırakıp buna baksınlar.